Akşamüstlerini sevdiğimi söyleyebilirim. Güneş batmak üzeredir. Bu hüzünlüdür. Ama esas olan hüzün değil, tesellidir. Akşamüstlerinde az sonra karanlığa gömülecek bizler için son bir teselli vardır. Bu hüzünlü bir tesellidir. Bugüne kadar doğru dürüst tek bir teselli cümlesi kuramamış benim gibi biri için akşamüstünün hiçbir şey yapmadan sadece varlığı ile verdiği teselli göz yaşartıcıdır. Ben birinin teselli edilmesi gerektiği o anlarda sessizliğe gömülür, eğer karşımdaki kadar acı çekmiyorsam ağır bir suçluluk duygusuna kapılır ve sadece elimle karşımdakinin duruma göre omzuna, sırtına ya da eline bir iki kez dokunurum. Akşamüstlerinin insanın başını okşayan rüzgârını benim o dokunuşuma benzetirim. Ama elbette daha güven verici bir dokunuş. Ben karşımda biri hüzünlüyken ya da ağlarken kendimi sakil bulurum. Güven verici ve teskin edici olduğumu söyleyemem. Bu yüzden hiçbir çaba içine girmeden teselli edici ve hüzünlü olan akşamüstlerini seviyorum. Şairin dediği gibi ‘ben ölürsem akşamüstü ölürüm’ diyemiyorum. Ama ölebilirim de, buna şaşırmam. Hem zaten insan bu hayatta neye şaşırabilir ki?
5 Ağustos 2011 Cuma
AKŞAMÜSTÜ
9 Temmuz 2011 Cumartesi
UYUMAK VE UNUTMAK
7 Temmuz 2011 Perşembe
AYRILIK
2 Temmuz 2011 Cumartesi
DUVAR
28 Haziran 2011 Salı
SON YEMEK
isa herkesin gelmiş olduğunu görünce sevindi. tüm havarilerinin yüzüne tek tek baktı. petrus ve kardeşi andreas, yuhanna ve kardeşi yakup(ona iriliğinden dolayı büyük yakup derlerdi),filipus, bartalmay,tomas(her şeyden şüphe etmesinden dolayı ona şüpheci tomas derlerdi.ama isa mesihten ve onun tanrısından süphe etmiyordu), matta(bir vergi memuruydu.halktan alınan adaletsiz vergilerin farkındaydı. adelet isteyen isa'nın o yüzden yanındaydı), taday ve kardeşi yakup(ona da küçük yakup diyorlardı), simun ve yehuda. isa hepsine teker teker sarıldı. yehuda'ya sarılırken kulübenin biraz ilerisine bir yıldırım düştü.
yeni ahit'in birinci kitabı matta'ya, yani matta'nın yazdığı incile göre o gece, o dağ kulubesinde bir kaçış planı yapıldı. romalı askerler ve isa karşıtı yahudiler isa ve havarilerinin peşindeydi. plana göre isa zeytin dağı'nın eteklerinde bulunan gethsamane bahçesinde saklanabildiği kadar saklanacak, o sırada isa'ya, havarileri tarafından kudüs dışında güvenli bir yer bulunacaktı. isa artık kudüs'te kalamazdı. planın ayrıntılarını da konuştuktan sonra karınları acıkan isa mesih ve oniki havarisi, balıkçı kardeşler petrus ve andreas'ın getirdikleri istavritleri ve filipus'un getirdiği iki fıçı şarabı içmek için yer sofrasına yerleştiler. yer sofrasını 13 kişi etrafına oturabilecek büyüklükte seçen yakup(büyük olan) 'zor taşıdım buraya gelirken ama iyi ki masayı da kendim gibi büyük tutmuşum,yoksa sığamazdık' dedi. gülüştüler.
balıkları afiyetle yediler, şarabı kana kana içtiler.yemek boyunca bartalmay'ın başından geçtiğini söylediği-'isa çarpsın ki doğru' diyordu- eğlenceli hikayeleri dinlediler.yemek bitti. geğirdiler, dişlerini karıştırdılar. yarın erkenden zeytin dağına doğru yola çıkacaklardı. mumları söndürüp yattılar.
yehuda cebindeki gümüşleri eliyle yokladı. isa'nın artık nerede saklanacağını biliyordu.yüzüne sinsi bir gülümseme yerleşti. kulübenin biraz ilerisine bir yıldırım daha düştü.
24 Haziran 2011 Cuma
İSRAFİL
-'ya israfil benim 99 ismim var. onlardan biri mucib, bilir misin anlamını?'
ibn'i kesir'in tefsiru'l kur'an'il azim adlı eserinde anlatıdığına göre, israfil,rabbinden büyük teveccüh görmüş olmanın verdiği mutluluk ile nurlu rabbinin yanından ayrıldı. her gün yapacak pek bir işi de olmadığından vaktinin büyük bir çoğunluğunu geçirdiği ulu bir çınarın altına, huzur içinde uzandı. her gün burda içinden gelen musikiyi dinler,bazen keyfi yerindeyse ıslıkla terennüm ederdi. neşe içinde sur'a baktı. artık içindeki musikiyi dışarıya çıkarabilecekti. musikinin içine nakış etmesini beklerken yaradanla yaptığı konuşma aklına geldi. rabbine 'ya resul ben bu aleti çalmayı bilmiyorum ki' demişti. yaradan şöyle cevap vermişti:'ya israfil bilirsin benim bir ismim de mubdi'dir. yani hiç yoktan var ederim, yaratırım. sende olmayan bigiyi de yaratır senin içine koyabilirim!' israfil düşüncelerle uyumak üzereydi ki birden gözlerini açtı. kulaklarında bir musiki işitmeye başladı. içindeki ses terennüm eylemeye başlamıştı. hemen sur'u eline aldı. tam çalmaya başlayacaktı ki içinde terrenüm eyleyen bu musikinin karar sesinin dügah olduğunun farkına vardı. o zaman bu musikiyi çalamazdı. yoksa allah korusun kıyameti koparır, rabbinin öfkesini üstüne çekerdi
israfil hiçbir zaman sur'u üfleyemedi. her gün umutla o çınarın altına gidiyor, içindeki musikinin terennüm eylemesini bekliyor, tam sur'u eline alıp çalacağı sırada kulağında işittiği musikinin karar sesinin dügah olduğunu anlıyordu. israfil'in içinde duyduğu her musikinin karar sesi dügahtı.
israfil o çınarın altında herkesin ödünü kopartan o günü(okuyucu kıyamet günü olduğunu hemen anlamıştı) sabırsızlıkla bekliyor. sur'u bir kere olsun üfleyebilmek için!
17 Haziran 2011 Cuma
HAYAT GÜZEL!
13 Haziran 2011 Pazartesi
SARDUNYA
Oysa sen farklıydın sardunya
Parmağımın ucundaki yara
Gülüyorum denemez yokluğunda
Sardunya, seni sevmek
Aklın ermediği bir ‘aşk’a
İnanmak
Kayıtsız şartsız
Ölümü hiçbir zaman bilememek
Sadece hissetmek ya da varsaymak sonrasını
Ama yine de yaşamı seçmek
Seni sevmek sardunya
Bir dünyaya sahip olmak mesela
Bir hiçken, var olmak
Çıplaklıktan utanmamak, meydan okumak
Sardunya farklısın bu zamanda
Parmağımın ucundaki yara
Gülüyorum denemez boşluğunda
1 Haziran 2011 Çarşamba
31 Mayıs 2011 Salı
30 Mayıs 2011 Pazartesi
DİLENCİ DUASI
Bir dilencinin küfrü duasından daha hayırlıdır. Yanından geçip gittiğinizde arkanızdan ettiği küfür sizin yedi sülalenize hayır getirecektir bilirim. Bilirim ki içten bir küfür, dil ucuyla edilmiş bir duadan daha şifalıdır. Aslında bilmek demeyelim ona, bir tür his. Çünkü bilirim ki böyle şeyler tam olarak bilinemez.