28 Haziran 2011 Salı

SON YEMEK


yeni ahit'in dördüncü kitabı olan yuhanna'nın, yani isa mesih'in havarilerinden, zebedi'nin oğlu yakup'un kardeşi yuhanna'nın yazdığı incile göre o gece önceden konuşulup kararlaştırılan dağ kulübesine en son isa mesih gelmişti. yüzünde günlerdir kaçıyor olmanın verdiği bir yorgunluk vardı. üstü başı,ayakları çamur içideydi. dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaktaydı. çakan şimşekler mum ışığıyla aydınlatılmış bu dağ kulübesini bembeyaz bir ışığa bürüyordu. düşen yıldırımlar olacakları bilen tanrının öfkesiydi sanki.

isa herkesin gelmiş olduğunu görünce sevindi. tüm havarilerinin yüzüne tek tek baktı. petrus ve kardeşi andreas, yuhanna ve kardeşi yakup(ona iriliğinden dolayı büyük yakup derlerdi),filipus, bartalmay,tomas(her şeyden şüphe etmesinden dolayı ona şüpheci tomas derlerdi.ama isa mesihten ve onun tanrısından süphe etmiyordu), matta(bir vergi memuruydu.halktan alınan adaletsiz vergilerin farkındaydı. adelet isteyen isa'nın o yüzden yanındaydı), taday ve kardeşi yakup(ona da küçük yakup diyorlardı), simun ve yehuda. isa hepsine teker teker sarıldı. yehuda'ya sarılırken kulübenin biraz ilerisine bir yıldırım düştü.

yeni ahit'in birinci kitabı matta'ya, yani matta'nın yazdığı incile göre o gece, o dağ kulubesinde bir kaçış planı yapıldı. romalı askerler ve isa karşıtı yahudiler isa ve havarilerinin peşindeydi. plana göre isa zeytin dağı'nın eteklerinde bulunan gethsamane bahçesinde saklanabildiği kadar saklanacak, o sırada isa'ya, havarileri tarafından kudüs dışında güvenli bir yer bulunacaktı. isa artık kudüs'te kalamazdı. planın ayrıntılarını da konuştuktan sonra karınları acıkan isa mesih ve oniki havarisi, balıkçı kardeşler petrus ve andreas'ın getirdikleri istavritleri ve filipus'un getirdiği iki fıçı şarabı içmek için yer sofrasına yerleştiler. yer sofrasını 13 kişi etrafına oturabilecek büyüklükte seçen yakup(büyük olan) 'zor taşıdım buraya gelirken ama iyi ki masayı da kendim gibi büyük tutmuşum,yoksa sığamazdık' dedi. gülüştüler.

balıkları afiyetle yediler, şarabı kana kana içtiler.yemek boyunca bartalmay'ın başından geçtiğini söylediği-'isa çarpsın ki doğru' diyordu- eğlenceli hikayeleri dinlediler.yemek bitti. geğirdiler, dişlerini karıştırdılar. yarın erkenden zeytin dağına doğru yola çıkacaklardı. mumları söndürüp yattılar.

yehuda cebindeki gümüşleri eliyle yokladı. isa'nın artık nerede saklanacağını biliyordu.yüzüne sinsi bir gülümseme yerleşti. kulübenin biraz ilerisine bir yıldırım daha düştü.

24 Haziran 2011 Cuma

İSRAFİL


elmalılı muhammed hamdi yazır efendinin irşadü'l ahlaf fi ahkami'l evkaf adlı eserinde anlatıldığına göre israfil'in müziğe olan ilgisini bilen yüce yaradan israfil meleği yanına çağırır;

-'ya israfil benim 99 ismim var. onlardan biri mucib, bilir misin anlamını?'

-'bilmez miyim ya resul' der israfil 'siz mucib isminizle müsemma, size yalvaranların isteklerine icabet eden ve karşılık verensiniz.'

-'bu yüzden seni çağırdım. bilirim ki müziğe karşı büyük bir tutkun vardır. içindeki musikiyi dışarı vurmak istersin. ve yine bilirim ki bu işe yeteneğin de vardır. içindeki musikiyi cennet ahalisinin kulaklarına nakış etmen için, nicedir sessizlikten kulaklarda oluşan pası pür-ü pak etmen için, sana sur denen bu gördüğün aleti veriyorum. dileklerini yerine getiriyorum.

-'her iki dünyanın yaratıcısı yüce rabbim geceleri uyumadan önce ettiğim duaları, uyuduktan sonra görüp hayra yorduğum rüyaları boşa çıkarmadığınız için size minnettarım. '

-'ya israfil sur'un anlamını bilir misin?' der müteali yaradan. israfilin boş gözlerle baktığını görünce devam eder.'sur,hem talih,hem de alınyazısı demektir. yani sen sur'a üfleme talihine sahip olmakla alın yazını da değiştirdin. senin artık bir görevin de var, o gün geldiğinde(israfil kıyamet günü olduğunu anlamıştı.) bu sur'a dügah sesinden üfleyeceksin. sakın kendi yaptığın musikilerde karar sesi olarak dügah kullanma, yoksa her iki dünyayı da kıyamete sürüklersin.'

ibn'i kesir'in tefsiru'l kur'an'il azim adlı eserinde anlatıdığına göre, israfil,rabbinden büyük teveccüh görmüş olmanın verdiği mutluluk ile nurlu rabbinin yanından ayrıldı. her gün yapacak pek bir işi de olmadığından vaktinin büyük bir çoğunluğunu geçirdiği ulu bir çınarın altına, huzur içinde uzandı. her gün burda içinden gelen musikiyi dinler,bazen keyfi yerindeyse ıslıkla terennüm ederdi. neşe içinde sur'a baktı. artık içindeki musikiyi dışarıya çıkarabilecekti. musikinin içine nakış etmesini beklerken yaradanla yaptığı konuşma aklına geldi. rabbine 'ya resul ben bu aleti çalmayı bilmiyorum ki' demişti. yaradan şöyle cevap vermişti:'ya israfil bilirsin benim bir ismim de mubdi'dir. yani hiç yoktan var ederim, yaratırım. sende olmayan bigiyi de yaratır senin içine koyabilirim!' israfil düşüncelerle uyumak üzereydi ki birden gözlerini açtı. kulaklarında bir musiki işitmeye başladı. içindeki ses terennüm eylemeye başlamıştı. hemen sur'u eline aldı. tam çalmaya başlayacaktı ki içinde terrenüm eyleyen bu musikinin karar sesinin dügah olduğunun farkına vardı. o zaman bu musikiyi çalamazdı. yoksa allah korusun kıyameti koparır, rabbinin öfkesini üstüne çekerdi

israfil hiçbir zaman sur'u üfleyemedi. her gün umutla o çınarın altına gidiyor, içindeki musikinin terennüm eylemesini bekliyor, tam sur'u eline alıp çalacağı sırada kulağında işittiği musikinin karar sesinin dügah olduğunu anlıyordu. israfil'in içinde duyduğu her musikinin karar sesi dügahtı.

israfil o çınarın altında herkesin ödünü kopartan o günü(okuyucu kıyamet günü olduğunu hemen anlamıştı) sabırsızlıkla bekliyor. sur'u bir kere olsun üfleyebilmek için!

17 Haziran 2011 Cuma

HAYAT GÜZEL!


Zabıtalar işporta arabama el koydu. Tuttum kendimi yaktım.
İşsizim, çalışsam köleyim, köleliğe bile razı bir haldeyim. Tuttum kendimi çatıdan attım
Aşığım. Sevdiğim kız her gün balkonda başka birini bekliyor. Tuttum kendimi balkondan attım.
Çöp topluyorum sokaklardan, köpekler bile düşman bana. Tuttum kendimi vurdum.
Dayak yiyorum her gün babamdan, kocamdan, ağamdan. Tuttum kendimi astım.
Kot taşlıyorum. Ciğerlerim parçalanıyor gün be gün. Zaten öleceğim. Tuttum kendimi, ölümü bekliyorum.

Ağır geliyor bu hayat, hafiflemek için tuttum kestim bileklerimi.
Arkamdan konuşulanları da duydum. İntihar günahmış. Delilikmiş. Kaçmakmış hayattan.
Hayat güzelmiş!
Herkese benden selam, herkese benden...

13 Haziran 2011 Pazartesi

SARDUNYA


Oysa sen farklıydın sardunya

Parmağımın ucundaki yara

Gülüyorum denemez yokluğunda

Sardunya, seni sevmek

Aklın ermediği bir ‘aşk’a

İnanmak

Kayıtsız şartsız

Ölümü hiçbir zaman bilememek

Sadece hissetmek ya da varsaymak sonrasını

Ama yine de yaşamı seçmek

Seni sevmek sardunya

Bir dünyaya sahip olmak mesela

Bir hiçken, var olmak

Çıplaklıktan utanmamak, meydan okumak

Sardunya farklısın bu zamanda

Parmağımın ucundaki yara

Gülüyorum denemez boşluğunda

1 Haziran 2011 Çarşamba

LACİVERT


saçların o kadar siyah ki
yazdığım şiirler
yanında lacivert
kaldılar.