5 Ağustos 2011 Cuma

AKŞAMÜSTÜ


Akşamüstlerini sevdiğimi söyleyebilirim. Güneş batmak üzeredir. Bu hüzünlüdür. Ama esas olan hüzün değil, tesellidir. Akşamüstlerinde az sonra karanlığa gömülecek bizler için son bir teselli vardır. Bu hüzünlü bir tesellidir. Bugüne kadar doğru dürüst tek bir teselli cümlesi kuramamış benim gibi biri için akşamüstünün hiçbir şey yapmadan sadece varlığı ile verdiği teselli göz yaşartıcıdır. Ben birinin teselli edilmesi gerektiği o anlarda sessizliğe gömülür, eğer karşımdaki kadar acı çekmiyorsam ağır bir suçluluk duygusuna kapılır ve sadece elimle karşımdakinin duruma göre omzuna, sırtına ya da eline bir iki kez dokunurum. Akşamüstlerinin insanın başını okşayan rüzgârını benim o dokunuşuma benzetirim. Ama elbette daha güven verici bir dokunuş. Ben karşımda biri hüzünlüyken ya da ağlarken kendimi sakil bulurum. Güven verici ve teskin edici olduğumu söyleyemem. Bu yüzden hiçbir çaba içine girmeden teselli edici ve hüzünlü olan akşamüstlerini seviyorum. Şairin dediği gibi ‘ben ölürsem akşamüstü ölürüm’ diyemiyorum. Ama ölebilirim de, buna şaşırmam. Hem zaten insan bu hayatta neye şaşırabilir ki?