''İnsanlar ikiye ayrılır. Eğri basanlar, doğru basanlar. Eğri
basanlar bel ağrısından kurtulamazlar. Beli ağrıyanın gövdesi ve başı rahat
olmaz. Başı rahat olmayan da hayatta doğruyu bulamaz. Hep doğru basmaya gayret
edeceksin hep.'' Reha Erdem'in 'Korkuyorum Anne' filmi böyle başlar. Yürümeye başladığımdan beri eğri basıyorum. Bel ağrısı çekmiyorum belki ama başım hiç rahat değil. O yüzden bu boktan hayatta doğru yolu bulamıyorum.
18 Temmuz 2012 Çarşamba
11 Temmuz 2012 Çarşamba
'' Canlıları bulduğum yerde, güç istemi buldum; ve uşakların isteminde bile efendi olma isteğini gördüm. Güçsüzü, güçlüğe hizmet etmeye kendi istemi ikna eder, çünkü o da kendinden daha güçsüzün efendisi olmak ister: asla vazgeçmez bu zevkten. Nasıl ki daha küçük, en küçüğün üzerinde keyif ve hüküm sürebilmek için daha büyüğe boyun eğerse; öyle boyun eğer daha büyük de ve tehlikeye atar hayatını güç uğruna.''
Friedrich Nietzsche
30 Haziran 2012 Cumartesi
DOĞRU YAŞAMAK
'' Yıllar boyunca, herkesin ahlakına göre yaşamayı istedim. Kendimi herkes gibi yaşamaya, herkese benzemeye zorladım. Kendimi ayrı düşmüş hissettiğim zaman bile, bütünleşmek için öyle davranmak gerektiğini söyledim. Ama bütün bunların sonunda felaket geldi. Şimdi, kalıntılar arasında dolaşıyorum, kuralsızım, tereddütler içindeyim, yalnızım ve bunu kabullenerek, tek oluşuma ve kusurlarıma boyun eğdim. Tüm hayatımı bir nevi yalan içinde yaşadıktan sonra, bir doğru yaratmak zorundayım.''
Albert Camus
Etiketler:
albert camus,
doğru yaşamak,
hayat
27 Haziran 2012 Çarşamba
HUZURSUZ
Garip bir huzursuzluk hissettim. Güzel bir akşam yemeği
yedik. Rahatsız edici sessizlikleri geçiştirmek için açık televizyondan yardım
aldık. Haberlere yorumlar yaptık, dizi filmlerin saçmalığından bahsettik ama
yine de izledik. Herkesin rollerini oynadığı sıradan, sıkıcı bir aile yemeğiydi
işte. Riyakârlık sadece masadaki barbunyaya bulaşmamıştı. O gerçekten
lezzetliydi. Balkona çıktım. Terliğimin içine saklanmış arı, ayağımla
karşılaşınca doğası gereği beni soktu. Doğası gereği ölmeliydi ama ölmedi. Acı
içinde içeri koşup kendimi koltuğa bıraktım. Kızarmış ayağımı elimle
ovuşturuyordum. Etrafımda toplanan aile üyelerinin tek tek suratlarına baktım.
Gerçekten endişeli gözüküyorlardı. Zaten aile üyelerinin bana bakarken
yüzlerinde genellikle iki duygu belirgindir: Endişe ve beklenti. Acım dinince
tekrar balkona çıktım. Terliklerimi elime alıp salladım, içine baktım ve
giydim. Yokuş aşağı inen siyah saçlı ve uzun boylu kızı gördüm. Bilmediğim bir
dilde konuştu. Sanırım ‘merhaba’ dedi. Aile üyelerinin bakışları yine
üzerimdeydi. Bu defa yüzlerindeki duygu diğeriydi: Beklenti. Benden kızla
konuşmamı, yani İngilizce bildiğimi onlara göstermemi, kızdan akşam için bir
randevu kopartmamı ve onunla yatmamı, yani erkekliğimi ispat etmemi
bekliyorlardı. İçeriye kaçtım. Hızlıca merdivenlerden yukarıya doğru koştum.
Tam çatıya varmak üzereyken çatı kapısının aralığından dedemi gördüm. O beni
görmeden-belki de görmüştü- tekrar aşağı indim. Mutfağa girip anneme ‘ben
yalnızlığımı özledim’ diyemedim. Öylece suratına baktım. Yüzünde endişe ve beklenti
gördüm. Arının neden ölmediğini düşündüm. Garip bir huzursuzluk hissettim.
Etiketler:
aile,
bu ne biçim hikaye böyle,
huzursuzluk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



