24 Haziran 2008 Salı

İLLE DE ROMAN OLSUN


Artık darbelerimizi tartışabiliyoruz. Ve Türkiye yeni yollar buluyor kendine. Sessiz ve derinden darbelenip, yükses sesle tartışıyoruz. Meclisteki iki parti hakkında kapatma davaları sürüyor. Erken seçim erkek seçim hodri meydan seçim ve bu davalar konuşuluyor, yaz boyuncada bunlar konuşalacak gibi görünüyor.

Ya konuşmadıklarımız. Konuşmak istemediklerimiz. Daha doğrusu sadece konuştuklarımız. Her konuşulan, yüksek sesle hem de, Tv'lerde boy gösteren herşey-birçok şey umrumuzda değil aslında. Nasıl ki sessizce demokrasi tekmelenip, çığlığı yine bu tekmeleyeni ve tekmelenenleri konuşurken, yine yüksek sesle, kaybolduysa boşlukta; aynı şekilde türbanda tartışıldı günlerce ama çözülmedi, yeni anayasa yapacaktık tartışıldı-tartışılmaya devam ediyor ama hala darbecilerin anayasasıyla devam ediyoruz, Tuzlada işçi ölümlerini hergün haberlerde görüyoruz konuşuyoruz çözüm yok işte.

Konuştuklarımızı aslında kuru gürültü. Çözmüyor düğümlüyoruz. Çok konuşup aslında hiç konuşmadığımız başka bir konu da Romanlar. Sulukule'de Romanlar evlerinden çıkmaya zorlanıyor. Biz yine Romanları konuşuyoruz, tvlerdeki dizilerini yarışmalarını, şarkılarını. Onlarla eğleniyoruz, vakit geçiyoruz lakin hiç Sulukule'de olanlardan, yaşamak istedikleri yerden zorla atılmalarından bahsetmiyoruz.

Biz sadece konuşuyoruz. Birbirimizi anlamıyoruz, anlamak istemiyoruz.
Romanların yaşmak için verdikleri mücadeleyi vicdan sahibi herkesin yapacağı gibi destekliyorum.
İlle de Roman olsun, Sulukule Romanların olsun!

18 Haziran 2008 Çarşamba

FUTBOL DIŞI EURO 2008


Euro 2008 maçlarını keyifle izliyoruz. İnanması güç bir maçla çeyrek finaldeyiz. Mutluyuz. Ama hastalıklı tarih anlayışımız Viyana'da yapacağımız çeyrek final maçı için 'Viyana kapılarındayız' yok işte 'bu sefer Viyanayı alacağız' şeklindeki yorumlarla kendini göstermekte. Tarihten,kendi tarihimizden bi haber(bize öğretilen çarpıtılmış,resmi tarihten bahsetmiyorum,bahsettiğim gerçek tarih) aklımızı yitirmiş halde bize anlatılan masallara inanıyoruz. Tarihte görmezden geldiklerimizle kendimizi aklıyor,yüceltiyor,toplumsal masturbasyonumuzu yapıyoruz. İşte bu yüzden Viyana'da yapılacak bir futbol maçına garip anlamlar yüklüyoruz.


Dikkatimi çeken bir başka husus;ulusal marşımızın bizim toplumu çok iyi yansıttığı.Demek istediğim,diğer milletlerin marşları ne bileyim böyle hafif, rahatlatıcı,sakin bizim marşımız daha sert, köşeli. Diğer marşlar,özellikle kuzey ülkelerinde daha belirgin, söylenirken daha böyle laylay lom gibi. Bizimki öfkeli sanki. Maçlardan önce marşlar okunurken dikkat edin, dediğimi daha iyi anlarsınız. Bizim topraklar daha acılıdır, kavgalıdır, Doğu'ya daha yakındır. Bu durum da normaldir tabi.


Bir de son olarak Euro 2012'de 26, Euro 2016'da 30 yaşında olacağım.

Çok garip değil mi?

-nesi garip lan?-

Bilmem bana böyle şeyler garip geliyo...

Son bişey;

Viyana kuşatması neden başarısız olmuş

-neden?-

Atacak kuş kalmamış.

-allah belanı versin!-


4 Haziran 2008 Çarşamba

NAZIM'A SAYGIYLA...



PORTATİF KARYOLA
Bu onun karyolasi
portatif bir karyola.
O her sabah
buradan çikardi yola.
Ve her aksam
burda çözerdi islak ayakkaplarini.
Karyolanin basucunda kitaplar...
Açiyorum
birer birer
kitaplarini.
Satirlarin
üzerinde
ellerinin izi var.
Pencerenin içindeki
bu beyaz dis firçasi, bu bembeyaz sabun
onun...
Elsiz kollari gögsünde
yatiyor karyolanin üstünde
lacivert gemici fanilasi..
Bu onun karyolasi
portatif bir karyola.
Duvarda külrengi bayramlik kasketi.
Yerde bir üçüncü mevki
tren bileti.....
Nazım Hikmet Ran