27 Aralık 2009 Pazar

İŞÇİLER VE ÇAKALLAR


Tekel işçileri 12 gündür eylemde. Haklarını arayan işçilerin yanında ise ulusalcısından-milliyetçisine ki aynı şeydir, partiler(CHP’si MHP’si), örgütler var. Allah razı olsun da dertleri ne özelleştirme ne de işçiler! Baykal işçilerin meclise gelmelerine izin verilmemesine ‘tepki’ verdiği konuşmada diyor ki ‘’Siz terörist misiniz? Elinizde onun bunun pankartını mı taşıyorsunuz!’’. Derdi kafası yine o işlerde. TGB’li(Türkiye Gençlik Birliği) arkadaşlar da ‘İşçi-gençlik el ele, tam bağımsız Türkiye!’’ diye pankart açmışlar. Güzel, güzel slogan da TGB’li gençler milliyetçi, resmi ideolojiyle hesaplaşmamış ve statükocu gençler, yani alınmasınlar ama ‘gericiler’, hem de ironik bir şekilde gençliği aydınlatacaklarını söylüyorlar! Aman ben almayayım, böyle iyiyim. Hâlbuki işçilerin, onları örgütleyecek ve etkilerini artıracak ilerici ve enternasyolist bir komünist partiye, hadi onu geçtim eli yüzü düzgün bir sol partiye ihtiyaçları var. E tabi biz de İşçi Partisi diye parti var, ulusalcı; Türk Solu diye bir akım var bildiğin faşist! Hal böyle olunca işçilerin yanına, kapitalizmle hiçbir sorunu olmayıp anti-emperyalistçilik oynayan, kapitalizmle birlikte doğmuş ve onsuz yok olacak milliyetçi-ulusalcı çakallar doluşur. Doğanın kanunudur boşluklar doldurulur!

24 Aralık 2009 Perşembe

HASSİKTİR!


Tam bir önceki yazıma yorum yapan Ahmet arkadaşıma cevap yazıyordum ki Osman Baydemir Kürtleri şahin ve güvercin diye ayıranlara(Ahmet'te ayırıyor) bi 'hassiktir' çekti. Tabi bu küfrü eleştirenlere bir önceki yazımdaki 6.maddeyi hatırlatmam gerekecek.


Lakin MHP liderinin miting alanında yağlı urgan atması, Baykal'ın sol'a küfür gibi açıklamaları, Arınç'ın Emine Ayna'ya yaratık falan demesi,yıllarca Kürt halkına bir küfür gibi davranılması,tam çözüm ve barış derken partilerinin küfür eder gibi kapatılması yanında bir 'hassiktir'in lafı bile olmaz.


Tüm 'açılım' süreci boyunca ve daha öncesinde de sürekli Kürtlere akıl veren, her açıklamalarını oraya buraya çekip ağızlarına biber süren 'akil' devlet ve medya adamları ailenin kötü çocuğuna terbiye verir edasındaydı. Bir yetişkine sürekli çocuk muamelesi yaparsanız ya küfrü yersiniz ya da tokadı.


Hem ne yalan söyleyeyim tam da barış konuşulurken DTP'nin kapatıldığını öğrendiğimde ben de bi 'hassiktir' çekmiştim!

23 Aralık 2009 Çarşamba

BARIŞ İÇİN YEDİ ŞART

Açılım harbiden açılacaksa;
1- İyi Kürt-Kötü Kürt ayrımından vazgeçilmeli; Ahmet Türk, Emine Ayna, Abdullah Öcalan hepsinin muhatap alınması çözüm için gereklidir.

2- Abdullah Öcalan gerçeği kabullenilmeli; beğenin beğenmeyin Kürt halkının büyük bir bölümü için önemli bir figür. Onu bu işin içine katmadan terörü bitirip barışı sağlamak imkânsıza yakın bir ihtimal. Savaşan bir tarafı dışarıda bırakarak barış getirmek izah edilebilir bir durum değildir. Savaştığınla barışırsın. Dolayısıyla Öcalan ve PKK barış sürecinde dışarıda bırakılmaması gereken taraflardır. Aslına bakılırsa Öcalan, PKK, DTP(şimdi BDP) hepsi aynı taraftır. Ayrılın demek hiç gerçekleşmeyecek, gerçekleşemeyecek bir istekte bulunup, barış sürecinin önünü tıkamak demektir.

3- Mecliste siyaset yapmayı seçmiş Kürtler sahiplenilmeli, düşünce ve vicdan özgürlüklerine şartsız destek verilmeli ve dayatmalarda bulunulmamalı.

4- ‘Kandırılmış Kürtler’ söyleminden vazgeçilmeli; ne polise taş atan çocuklar ne de dağa çıkan insanlar kandırılmış. İnsanlar dağa çıkıyor ve sokaklarda polisle çatışıyorlarsa ortada bir sorun olduğu içindir.

5- ‘Bin yıldır kardeşiz’ ‘Kürtlere ne zaman ayrımcılık yapıldı?’ gibi gerçeklerle bağdaşmayan laf ebeliklerinden vazgeçilmeli. Tarihsel gerçekler, işlenilen suçlar, yapılan hatalar kabul edilmeli.

6- Kürt halkının uzaydan gelmediği bu toplumun genel rahatsızlıklarından onların da muzdarip olduğu unutulmamalı; yani Kürt hareketine siyasi bir eleştiri getirirken(diyelim ki liderlerini çok fazla önemsiyorlar eleştirisi) aynı eleştiriyi kendimize de yöneltmeli, kusurları sadece Kürtlerin kusuruymuş gibi göstermekten vazgeçilmeli.

7- Tüm bu gerçekleri görüp, bu gerçeklere uygun olarak gereken reformlar radikal bir şekilde gerçekleştirilmeli, iki adım ileri bir adım geri atarak değil.

Ben bir dahi falan değilim. Bunlar apaçık ortada olan gerçekler. Bırakın bir vicdanı, pratik bir akla sahip herkesin barışın gelmesi için gerekli bu apaçık gerçekleri görmemesi hayret verici. Tabi bir de barış gelirse ideolojilerini/siyaset zeminlerini/var olma sebeplerini kaybedecekler var; yani barışı istemeyenler. Onlar savaş çığırtkanlığı yapmaya devam edecekler, hem de ‘biz de barış istiyoruz’ yalanını utanmadan söyleyerek. Gerçekten barış isteyip yukarıdaki gerçekleri görmeyenler ise bir akıl tutulması içindeler ve savaş çığırtkanlarının ekmeğine yağ sürmekteler.

Barışın gelmesini gerçekten istiyor muyuz istemiyor muyuz, işte bütün mesele bu!