
Henry David Thoreau 1846-1848 yılları arasında yaşanan Meksika savaşı için toplanan vergiyi ödemediği için bir geceliğine hapse girdi. O bu savaşın köleliği geliştirmek için yapıldığını söylüyor ve kölelik karşitı harekete dikkat çekmek için hapse giriyordu. Daha sonra bir akrabası tarafından ödenen vergisi istememesine karşı onu özgürlüğüne kavuşturmuş. Çünkü vergiyi ödememesi bir parasızlık sorunu değil, bir vicdan sorunuydu. Daha sonra 1849 yılında yazdığı 'Sivil İtaatsizlik' adlı makalesinde-ki bu kavramı yaratan kişidir- Thoreau şöyle diyor;
“İyi ve kötü üzerinde, çoğunluğun değil, yalnız vicdanların karar verdiği bir hükümet olamaz mı ? Bir yurttaş, vicdanını bir an için dahi olsa yasa koyucunun eline bırakmalı mıdır? Bırakmalıysa, neden bir vicdanı var? Bana kalırsa önce insan olmalıyız; sonra yurttaş. Doğruya olan saygımız ölçüsünde, yasaya saygı beslemeye özenmeliyiz. Her zaman, ‘halk çoğunluğu yeterince eğitilmiş değildir’ denir. Azınlık, çoğunluktan ne daha akıllıdır, ne de daha iyidir. Çoğunluğun sizin kadar iyi olması pek o kadar önemli de değildir. Binlerce insan, kafaca savaşa ve diğer bütün kötülüklere karşıdırlar. Ancak, bu karşı oluşlarını bir şekilde gösteremezler.
Ya da vatandaş olarak sadece oy verir, bu yolda savaşanlara sadece yolun açık olsun derler; o kadar. Siyasi iktidarın belirlenmesi için oy verme işi, bir çeşit kumardır. Sadece doğruya oy vermek bile, doğru uğrunda bir şey yapmak değildir. Akıllı bir insan doğruyu rastlantıya bırakamaz. Haksız bir takım yasalar vardır. Onlara boyun eğmekle yetinelim mi? Yoksa onları değiştirmeye mi çalışalım? İnsanlar böyle bir durum karşısında genel olarak şöyle düşünürler: Yasaların değiştirilmesi fikrine çoğunluğun katılmasına kadar bekleyelim. Yasaya karşı gelirsek, ortaya çıkan sonuç, düşünülen yarardan daha tehlikeli olabilir.
Ben şunu bilir, şunu söylerim; bir tek namuslu insan, Massachussets Eyaletinde köle kullanmaktan vazgeçse ve bu nedenle hapse atılsaydı; Amerika’da köleliğin köküne çoktan kibrit suyu dökülmüş olurdu. Atılan adım ne denli küçük olursa olsun, bir kere bir iş iyi yapıldı mı, dünya durdukça yapılmış demektir.”
Bir ülke ne zaman ki yurttaşlarının bir yurttaştan önce insan olabilme isteklerine karşı koymaz, vicdanının sesini dinleyen yurttaşlarını cezalandırmaz işte o ülke o zaman demokratik ve özgür bir ülke olur. Hani 'ifade ve vicdan özgürlüğü' der anayasada. İfade özgürlüğü üzerine sürekli konuşur tartışırız. Ama vicdan özgürlüğünün ne anlama geldiğini bildiğimizden bile şüpheliyim. Oysa vicdan özgürlüğü en az ifade özgürlüğü kadar hatta ondan daha da önemlidir. Vicdani ret, DTP'ye sürekli olarak 'PKK'ya terör örgütü de' baskısı, bugün gündemde olan 'Ermeni kardeşlerimizden özür diliyoruz' girişimi; tüm bu olanları ve Türkiye'nin çözemediği bir çok meselesini bir de vicdan özgürlüğü açısından değerlendirip düşünmekte büyük yarar var.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder